Sur Duvarları

[singlepic id=99 w= h= float=none]

Antik dönemde bir kentin ilk bakışta insanları etkileyip etkilemediği, içindeki yapılar kadar, sur duvarlarına da bağlı idi. Kente saldıranların ilk anda moralini bozacak olan ve savunmanın güçlü olduğu izlenimini uyandıracak yine sur duvarlarıydı. Kyzikos kentinin de güçlü sur duvarlarına sahip olduğunu günümüze gelen sur kalıntıları kanıtlamaktadır. Kentin üçte ikisi ova kısmında yer aldığı için kentin savunması amacıyla güçlü sur duvarları inşa edilmiştir. Sur duvarlarının yalnız kara kısmında değil deniz ile bağlantılı güney, güneydoğu ve güneybatı kısımlarda da güçlü şekilde inşa edildikleri, yapı özelliklerinin nedeniyle farklı dönemlerde yapıldıkları ve birçok kez onarıldıklarını, günümüze gelen kalıntılardan anlayabiliyoruz. M.S. 4. yüzyılda ise sağlam sur duvarlarına sahip olduğu kabul edilir

 Hasluck, kentin güneydoğu ve güneybatı köşelerinde iki küçük kapının yer aldığını bildirmektedir. Bunlar olasılıkla Güney Agora’nın doğusunda, güney sur duvarının ortalarında yer alan (Çiz. 9) kapılar olmalı. Ayrıca Hasluck, Panormos ile Thrakikos limanları arasında ki Thrakia (Demir) kapısı ile Stochove ve Cyriacus’un önem vermediği Kleite deresindeki güney kapıdan bahseder. Sur duvarlarının büyük ölçüde tahrip edilmiş olmasından dolayı kapıların tümünü kesin olarak belirlemek olanaksızdır diyebiliriz. Ancak günümüze ulaşan kalıntılara göre aşağıda adları geçen kapılar kullanılmış olmalıdır. Bu kapılardan Güney Agora’nın doğusunda yer alan ve Thrakia kapısı kentin ana kara ile bağlantısını sağlıyordu.  Akropol kapısı daha çok Kapıdağı’nın içlerine ve Amfiteatr’a, Hytos kapısı ise ticari amaçla kullanılmış ve limana açılmaktaydı. Hadrian Tapınağı’nın doğusundaki kapı ise tarım alanlarına açılıyordu.


 

Limanlar

[singlepic id=80 w=320 h= float=left]


Strabon, kentin iki limanının iki yüzden fazla gemiyi barındırdığını bildiriyor. Ancak Kyzikos kentinin antik dönemde iki değil, üç limana sahip ender kentlerden biri olduğunu biliyoruz. Bunlardan Thrakikos dışında özellikle Hytos ve Panormos limanları, rüzgârlara karşı oldukça korunaklı idi.


 

Hadrian Tapınağı


Tapınak, Bandırma-Erdek karayolu üzerindeki Düzler köyünün girişinde, yolun hemen kuzeyinde yer almaktadır. Zemin katını oluşturan galerilerin bir bölümü günümüze gelen Hadrian tapınağı, kenti ziyaret eden antik araştırmacıların en fazla dikkatini çeken yapılardan biridir. 116.23 m uzunluğunda olan tapınağın genişliği henüz belirlenememiştir, yaklaşık 6-8 m yüksekliğinde tepe görünümündeki tapınak alanı, bodur çalı ve defne ağaçları ile kaplıdır. Yapılan kazı çalışmaları ile tapınağın güneydoğu kısmı büyük ölçüde ortaya çıkarılmıştır.

Tapınağın güney doğu kısmında krepis ve mermer döşeli zemin, frizler, korinth sütun başlıkları, sima ile diğer kısımlara ait eserler parçalar halinde ortaya çıkarılmıştır.

MS 1. yüzyılda inşasına başlanan tapınak ile ilgili ilk bilgileri MS 2. yüzyıl yazarlarından Skolast Lucianus’dan elde ediyoruz. Mali sıkıntılar nedeniyle inşası uzun zaman devam eden tapınağın, İmparator Hadrian’ın yaptığı yardımlarla tamamlandığını Lucianus’dan öğreniyoruz. Ancak burada daha önce bir tapınağın olduğunu bildiren başka kaynağa sahip olmadığımız gibi kazılarda da bunu gösteren kalıntı henüz ele geçmiş değildir.

 Araştırmacılar MS 117 yılında meydana gelen deprem üzerine İmparator Hadrian’ın MS 124 yılında Kyzikos’a geldiğini, kentin ve tapınağın tahrip olduğunu görerek maddi yardımda bulunması üzerine kentin onarıldığını ve tapınağın da inşasına başlandığını kabul ederler.

 Olasılıkla, ilkin Jupiter (Zeus) adına yapılan tapınak, parasal desteği nedeniyle İmparator Hadrian’a adanmış olmalıdır.

 Mimar Aristainetos’un denetiminde yapılan, 8×15/16 sütunlu, dipteros planlı, korinth düzenindeki bu tapınak doğu-batı   yönünde uzanan yedi galeri üzerine inşa edilmiştir. Bu gün yalnız üç galeri görülebilmektedir.

 MS 167 yılında Filozof Aristeides’in Kyzikos’da tapınağın açılışında yaptığı konuşmada “Evvelce gemiciler dağların şekillerine bakarak adaları birbirinden ayırıyorlardı. Şimdi tapınağınız dağların yerine geçti. Şehriniz fenerlere ve işaret bayraklarına gerek kalmadan gemicilere yol gösteren tek şehirdir” demesi de tapınağın görkemini vurguluyor.

 MS 4. yy’da Sokrates, tapınağın sellasında yer alan Hadrian heykelini Olympos’un 13. Tanrısı olarak anar. Aristeides’in Hadrian tapınağının kuzeyindeki Agora’da MS 167 de yaptığı bir konuşmada tapınağın alınlığında yapının Hadrian’a ithaf edildiğini belirten yazıtın olduğunu bildirmektedir.


Amfiteatr


Amfiteatr kentin kuzeyindeki sur duvarlarının kuzeybatı dışında, Belkıs ve Hamamlı köyleri arasından akan eski adı Kleite olan derenin yatağında yer almaktadır. Halkın “Kaleler mevkii” olarak isimlendirdiği bu yapının birkaç tonozuna ait bazı ayaklar dışında diğer bölümleri tahrip olmuştur.  Amfiteatr dik dere yatağına inşa edildiği için oturma basamaklarının doğu ve batı kısımları toprak zemine oturtulmuştur. 

Dıştan dışa 155 x 180 m ölçülerinde, elips şeklinde olan yapının doğu ve batı yöndeki oturma basamaklarının alt kısımları toprağa, dere yatağından dolayı güney ve kuzey yönlerdekiler ise güçlü ayakların taşıdığı tonozlar üzerine oturtulmuştu.

Antik dönemin önemli kentlerinden biri olan Kyzikos’da, büyük ölçüde kalıntılarının ayakta olması nedeniyle, erken dönemden itibaren kente gelen seyyahların ilk dikkatini çeken yapılardan biri amfiteatr olmuştur.

Kyzikos Amfiteatr’ının inşasına da M.S. 117 depreminden sonra başlanmış olmalıdır. Olasılıkla bu depremden önce aynı yerde bulunan ve yıkılan yapının yerine inşa edilmeye başlandı ve M.S. 155 de meydana gelen Bandırma ve çevresini etkileyen depremden sonra onarılmış veya tamamlanmış olabilir.


 

Tiyatro

[singlepic id=103 w=320 h= float=left]


Kentin kuzeye doğru yükselen alanından yararlanılarak, sahne binası güneyde yer alacak şekilde, akropolün güneydoğusuna inşa edilmiştir. Günümüze gelen kalıntılardan ancak tiyatronun sınırları belirlenebilmektedir. Buna göre yarım daireyi aşacak şekilde planlanan orkestranın önünde sahne binasının kalıntıları yer almaktadır.

 Kyzikos Tiyatrosu doğal araziye oturtulmuş olması ve orkestranın yarım daireyi biraz geçmiş olması ile tamamen Hellenistik özellikler göstermektedir. Burada kullanılan granit taşlar kent içinde bulunan taş ocaklarından temin edilmiştir.

 Yaklaşık 10000-15000 kişi kapasiteli olduğunu sandığımız, dıştan dışa kaveası 145 m, orkestrası 55 m çapında olan tiyatronun orkestradan kaveanın en yüksek noktasına yüksekliği ise yaklaşık 20 m’dir.

 Tiyatronun ilk inşa evresine ait yazıt, duvar kalıntısı veya bezeme bulunmadığından, konumu nedeniyle Hellenistik dönemde ilk olarak inşa edildiği söylenebilse de tarihi kesin olarak belirlemek olanaksızdır.

  Sahne binasının bulunduğu kısımdaki kalıntıların fazlalığı bunun iki veya üç katlı olabileceğini göstermektedir. Tespit edilen bezeme parçaları tiyatronun, en azından sahne binasının özenle yapılmış görkemli bir yapı olduğunu kanıtlamaktadır. Tiyatronun orkestra kısmında, küçük parçalar halinde, Roma dönemine ait mimari bezeme parçaları bulunmaktadır.


 

Bouleterion

[singlepic id=76 w=320 h= float=center]  


Kentin güneydoğusunda, Panormos limanının kuzeybatısında yer alan yaklaşık 75×75 m ölçülerindeki bu yapıdan günümüze gelen, doğudaki giriş kapısının iki yanındaki duvar kalıntıları ile güneybatı köşesinde tespit edilen tonoz parçasından ibarettir.  Doğudaki girişin iki yanında tespit edilen duvarlar ile güneybatı köşedeki 4.40 m genişliğinde, yalnız 12.00 m uzunluğundaki tonozun bir bölümü dışında, bu yapının diğer kısımlarına ait duvarlar yalnız yıkıntı halinde günümüze ulaşmıştır.


Güney Agora

[singlepic id=79 w=320 h=240 float=]


   Hytos limanının doğusunda, kenti güneyden kuşatan surun bitişiğinde yer almaktadır. Sur duvarı aynı zamanda Agora’nın güney duvarı olarak kullanılmıştır. 

   İçinden güney-kuzey yönünde tarla yolunun da geçtiği agoranın içten içe güney kısmı 220 m, kuzeyi 225 m. uzunluğunda, genişlik ise doğuda 67 m, batıda 75 m’dir. Ölçülerinden de anlaşıldığı gibi yaklaşık dikdörtgen planlı agorayı, güney hariç diğer üç yönden çeviren duvarın genişliği yaklaşık 2.00-2.50 m arasında değişmektedir.  


 

Hadrian Agorası

[singlepic id=90 w=220 h= float=]


Antik kentin batısında, Hadrian tapınağının ise kuzey batısında yer alan Agoranın  yaklaşık 82.50 m genişliğinde olduğu tespit edilmesine karşın, aşırı tahrip nedeniyle uzunluğu belirlenememiştir. Çünkü agoranın kuzey, güney ve batı sınırlarını oluşturan duvar parçaları bulunmasına rağmen, doğu sınırını belirleyecek duvar kalıntısı tespit edilememiştir. Batı duvarın kuzey bitimine ait iki sıra halinde iki bazalt bloktan oluşan köşe kısmı bulundu. Agora, Hadrian Tapınağı’nın kuzeyi boyunca devam etmiş olmalıydı. 


 

Metroon

[singlepic id=82 w=320 h=240 float=left] 

 


Kentin güney surları yakınında, Bouleterion’un batısında ve Panormos limanının kuzeydoğusunda yer alan yapı kuzeydoğu – güneybatı yönlerinde uzanmaktadır. Yapı uzun süre eski eser kaçakçıları tarafından yağmalandığından, bugün görülebilen eserler onarılamayacak derecede küçük parçalara ayrılmıştır. 

 


 

Mezar Anıtları

[singlepic id=96 w=220  float=left]


 Kyzikos nekropolleri bu güne kadar sistemli şekilde araştırılmamıştır. Nekropoller genellikle antik kentlerin dışında yer aldığı için, çoğunluğu kaçak kazılarla tahrip edilmişlerdir. Kyzikos nekropolü için de aynı şey söylenebilir. 

 Kyzikos nekropolleri kentin güneyinde ve ağırlıklı olarak batısında yer almaktadır. İki nekropol alanında da daha çok lahit ve lahit parçaları bulunmuş olup, Roma dönemine aittir. Hellenistik dönemde nekropol kentin batısında yer almış olmalı. 1988 çalışmasında belirlenen eserler arasında ilk sırayı mezar stelleri almaktadır. Bu çalışmalarda, bir kısmı Pfuhl-Möbius tarafından yayınlanan, otuzu aşkın stel tespit edilmiştir. Mezar stellerini burada tek tek değerlendirecek değiliz. Lahit ve anıt mezar olabilecek kalıntılar üzerinde duracağız.

 Kyzikos’da araştırma yapanların bulmak istediği mezar anıtların en önemlisi kente adını veren Kral Kyzikos’un mezarıdır. Argonautlar mitolojisinde adı geçen bu Kralın, Erdek’ten Bandırma’ya giderken, Çanakkale yol ayrımından sonra yolun solunda yer alan tümülüste gömülü olduğu kabul edilir. Ancak bu güne kadar kazılmadığından buranın Kralın mezarı olup olmadığı kesin olarak bilinemiyor.

 Mezar buluntularından sonra ikinci sırayı lahitler almaktadır. Kentin güneyindeki birkaç parçası dışında lahitler çoğunlukla batıdaki nekropol alanında bulunmuşlardır.